Singapur’dan İlk İzlenimler

Singapur bir şehir/ülke/ada.

Ekvatora çok yakın olduğundan güneşi bol tropikal bir iklime sahip. Gece ve gündüz yılboyu hemen hemen birbirine eşit uzunlukta birbirini izliyor. Mevsim mefhumu pek hissedilmese de teoride kuzey yarımkürenin yaz aylarında kışa aylarına göre daha sıcak ve güneşli bir memleket.

IMG_2203

Jeopolitik konumu gereği 19. yüzyılda dünyanın önde gelen sömürücü ülkelerinin hedefine yerleşmiş. Stratejik hesapların bir sonucu olarak, 1819’da East India Company memuru Raffles tarafından kurulmuş bir liman kent burası. İngiliz imparatorluğunun şaşalı dönemlerinde gelişip büyüyen Singapur, 1965’den beri tam bağımsız.

En başından beri ağırlıklı Çin kökenli göçmenler ile nüfusu binlere, yüzbinlere ve sonunda milyonlara ulaşan 700 km2’lik bir şehir. Nüfusun yaklaşık yüzde 72’si Çin, yüzde 13-14 ü Malay ve kayda değer bir kısmı da Hint asıllı göçmenlerden oluşan bu ülkede “beyaz adam” azınlıkta bulunuyor. Ancak doğru olan bir şey var ki bu azınlık, özel şirketlerin yönetiminde nüfus içerisindeki oranının çok üzerinde bir varlık gösteriyor.

Para birimi Singapur doları, bayrağı ise kırmızı beyaz renklerdedir.

Wikipedia’ya yakışır girişin ardından şimdi sadede gelelim:

İlk günlerimizi geçirdiğimiz “Bugis” semti adını savaşçı bir kabileden alıyor. “Bukit” tepe anlamına geliyor, hiç dağın olmadığı bu ülkede.

Ağırlıkla Çin etkisinde olsa da kendine has bir iş yaşamı ve özel yaşam kültürü oluşmuş durumda. İnsanlar çok çalışıyor, çok yiyor ve çok alışveriş yapıyor. AVM turları Singapur’un milli sporu olmuş durumda. Küçücük şehirde onlarca AVM var ve bu alışveriş tapınaklarının bazıları devasa boyutlarda. Hatta kimileri 24 saat açık! Para harcamak isteyenin elini tutan yok özetle burada.

Özellikle Asya’dan ve az da olsa dünyanın diğer bölgelerinden insanların buraya gelirken beraberlerine getirdikleri mutfakları ile yemek kültürü çok zenginleşmiş. Pirinç veya “nudul”, bir deniz mahsulü ya da dana, koyun, ördek, domuz vb. bir etle birlikte ikram ediliyor. Tabii “deniz mahsulü” ve “vb” sözcüklerinin anlamlarını burada çok geniş anlamakta fayda var, her şey girer bu tanıma. Dikkat etmezseniz size öğle yemeğinde adını dahi bilmediğiniz bir “şeyi” yedirebilirler.

Türkiye’den ayrılıp Avrupa ya da Amerika’da dahi kültür şoku yaşayıp afallayanların buraya ayak uydurması çok zor gözüküyor. Nedeni ise yarım günlük uçak yolculuğu sizi yalnızca coğrafi olarak çok farklı bir noktaya getirmekle kalmıyor, kültürel olarak farklı bir boyuta taşıyor. Batı’nın oryantalist gözlükleriyle egzotik doğu ülkesi Türkiye’nin buradan bakınca ne kadar da “batılı” olduğunu görmek ufkunuzu genişletebilir, şaşırmayın. Bu kültürel “saat farkının” farkında olup, beklentileri bu perspektifden şekillendirmekte fayda var.

Özetle, Singapur bana hayatta her zaman yeni ve farklı bir şeylere doğru yelken açmanın mümkün olduğunu gösterdi. Yeni ve yabancıya yönelmek hep cesaret ister; nefesini tutup ilk adımı attığında aslında hem kendin hem de etkileşimde olacağın “insanlık” için büyük bir adım atmış oluyorsun. Kişisel olarak aldığım ders ise, bu yolculuğun sonunda beklediğim ya da planladığımdan başka bir insan olma ihtimalim. Ruh eşimle birlikte bilinmeyene doğru zenginleşerek değişme ihtimalimi seviyorum.
Tabii Singapur hakkında iki satır yazarken bahsetmeden geçmek olmaz: Bir Türk memleketinden binlerce kilometre uzakta mutlu olabilir mi? “Ken Ken”, pekala olur. :)