Kyoto Günlükleri

Kobe’den Kyoto’ya Gidiş

Gün yağmurlu başladı. Kobe’nin ünlü pastanesi Isuzu’dan kahvaltılık alıp, karşısındaki Starbucks’tan da çaylarımızı kapıp Motomatchi istasyonuna geçtik. Kyoto’ya tren bileti aldık ve ilk gelen trene atladık. Trende yeme içme yasağı yoktu ancak kimse de bir şey yiyip içmiyordu. Ancak çok aç olduğumuz için riski göze aldık ve çaktırmadan kahvaltımızı ettik. Yol bir buçuk saat kadar sürdü. Yol süresince el kitabımızdan Japonca calışıp pratik yaptık. Birkaç temel sözcük bile bilseniz, Japonlar kendisine ana dilinde konustuğunuzda çok memnun oluyorlar. Bu nedenle “koniçiva-merhaba”, “arigato gozaimas-çok teşekkürler”, “itaşi maşte-rica ederim” gibi temel kalıpları sıklıkla kullandık.

Kyoto terminali tam şehir merkezinde büyük bir yapı. Pek çok hattın buluştuğu bu istasyonun üzerinde çok katlı bir alışveriş merkezi de var. Hemen karşısında Kyoto Tower yer alıyor. Burada bir parantez açıp, Japon şehirlerinin hemen hemen hepsinin merkezinde yüksek bir kulesi olduğunu da belirtelim. Toplu taşıma aslında bilen birisi için çok uygun bir seçenek olmasına karşın biz şehre yeni geldiğimiz için ve yağmurdan da dolayı otele taksi ile geçmeye karar verdik. IMG_2658Uzun bir taksi sırası vardı ama beklediğimize değdi. Taksi çok temizdi ve şoför beyaz eldivenli, takım elbiseli profesyonel özel şoförler gibiydi. Taksinin koltukları beyaz örtülerle kaplıydı, kapısı şoförün kontrolünde kendiliğinden açılıyordu. Aslında metro ile 2 durakta gidebileceğimiz otelimize 5 dklık taksi yolculuğu ile ulaştık. Otele yerleşip dinlendik.

Şehri keşfetmeye bir an önce başlamak için çok beklemeden çıktık. Imperial Palace’a, İmperial Villa için randevu almaya gittik. DSC_0263_FotorPazar günü olduğu için randevu ofisi kapalıydı. Biraz sarayın bahçesinde dolaşıp aslında bir başka gün için planladığımız Fushimi Inari Tapınağı’na o gün gitmeye karar verdik. Yoldan bento seti alıp metro istasyonunda hızlıca yedik. Birkaç aktarma yapıp Nara tren hattı ile Fushimi Inari’ye gittik.
DSC_0292_Fotor
Fushimi Inari sadece Kyoto’nun değil, Japonya’nın en önemli Doizm tapınaklarından birisi. Doizmin “do” su yol anlamına geliyor. Bu yolda ilerlemeyi sembolize eden turuncu renkteki yüzlerce kapılardan geçerek ilerlenen bir yol (tori tuneli) ile tapınağın arazisi içinde kalan tepeye çıkılıyor. Tapınak ve bahçesi pek çok güzel fotoğraf çekme fırsatı sunuyor. DSC_0310_FotorDSC_0298_FotorDSC_0379_FotorDSC_0348_Fotor DSC_0323_Fotor DSC_0399_Fotor DSC_0367_FotorDilekte bulunmak isteyenler, kutulara bozuk para atıp tepesindeki çanı iple çalarak Tanrı’ya haber veriyor :). Ayrıca tapınağın değişik yerlerinde aynı bizdeki ayazma gibi akan su ile elini yüzünü yıkama, arınma noktaları var. DSC_0428_Fotor DSC_0418_Fotor Çıkış kapısından hemen önce ve sonra pek çok turistik yerde olduğu gibi hediyelik eşya ve yiyecek satın alınacak yerler var. DSC_0443 DSC_0434

Tapınaktan çıktıktan sonra, önceden karar verdiğimiz gibi Gion’a gittik. Kyoto ve özelinde Gion, Japon kültürünün korunduğu ve turistler tarafından görülebileceği en güzel yerler. Gion’a vardığımızda hava iyice soğumuştu ve biz otantik bir Japon restoranında suşi yemek istiyorduk. Meğer Pazar günleri akşam yemeği seçenekleri kısıtlı oluyormuş. Her yerde ramen ya da tatlıcı vardı. Biz de sushi yemek istediğimiz için taksi ile Kyoto Istasyonu’na gitmek istedik. Yolda taksiciye iyi bir suşi restoranı bilip bilmediğini sorduk. O da bizi istasyon yakınında bir restorana bıraktı. Orada sashimi dışında pek sushi ceşidi yoktu. Biz de sashimi, spring roll ve yakitori (şiş kebap gibi) yanında birer Kirin içtik ama bizi kesmedi. Telefonun foursquare uygulamasından güzel bir sushi restoranı bulup yola koyulduk. Tarif edilen sushi restorana yaklaştık fakat restoran haritada göründüğü yerde değildi. Royal Princess Hotel vardı o noktada, biz de otel içindeki lüks Japon restoranında yemeye karar verdik. Daha önce sushi yediğimiz yerlerden farklı olarak burada müşterilere özel bir oda tahsis ediyorlar. Güleryüzlü ve geleneksel kıyafetli garsonlar hizmet ediyordu. Güzel sushilerle değişik sakeler içerek Aytaç’ın doğumgününü kutladık. Şehri kuzeyden güneye aşan metro hattının bir durağı çok yakındaydı, birkaç durak sonra otelimize ulaştık. IMG_2661_Fotor

Kyoto Gün 2

Güzel bir kahvaltı edelim düşüncesiyle internetten yerini tesbit ettiğimiz Royal Kyoto Oteli’nin yanındaki kahvaltı salonuna gittik. Japonya’nın şehirlerinde örneklerini çok gördüğümüz Fransız usulü pastane/fırın tarzı bu mekanda güzelce karnımızı doyurduk. Biraz soğuk algınlığım vardı, yakındaki bir eczaneden ilaçlar aldık. İlaçların uyku yapması üzerine otele geri dönüp dinlendik.

Japonya’da otel deyince akla birkaç çeşit konaklama yeri geliyor. Bunların içinde bizim bildiğimiz otel tanımına en yakın olanı “business hotel” dedikleri çeşit. Japonya’ya iş amaçlı gelen yabancıların tercihi olan bu otellerin Batı’daki otellerden birkaç ufak farkı var: 1. Odalar göreceli olarak daha küçük. 2. Tuvaletlerde her zaman ısıtma, yıkama, kurutma gibi pek çok özelliği olan ultra konforlu klozetler var. Kıymetliniz böyle konfor görmemiştir, bizden söylemesi. 3. Banyolarda şampuan, duş jeli benzeri ürünler ufacık şişelerde değil, standard boyuttaki şişelerde ve üstelik markalı (Shiseido) olarak yer alıyor. 4. Oda’da konuklar için gecelik/sabahlık tarzı kullanım amaclı kimonolar bulunuyor. İnsana sıcak bir ev hali hissi veriyor bu kimonoları kullanmak.

Daha önce de yazmıştık ama belirtmeden geçmeyelim, Japonlar genelde çok kibar ve saygılılar. Ancak bu durum hizmet sektoründe çalışanlar arasında bir kademe daha yukarı taşınmış durumda. Otel/restoran vs calışanları sürekli ufak harflerle konuşuyor, soru ne olursa olsun “hayır” dememeye özen gösteriyor, karşılar ya da uğurlarken neredeyse 180 derece eğilerek selam veriyorlar. Bu incelikli davranışlar, içinde kibarlık olmayanı dahi bir yerden sonra etkisine alarak huzurlu bir atmosfer oluşturuyor.

Japonya geneline dair bu detaylardan sonra günümüze kaldığımız yerden devam edelim. İlaçların etkisi geçip de kendime geldiğimde saat öğleyi baya geçmişti. Zayıf düştüğümüz için günün geri kalanında kendimizi fazla yormak istemiyorduk. Görülmesi gereken yerler listemizde üst sıralarda yer alan Golden Pavillion’a (Altın Köşk) otobüsle geçtik. Köşk’ün kendisi halka açık olmamasına karşın bahçesini gezmek mümkün. Köşk, son derece düzenli bir şekilde korunmuş bahçesinin icinde yer alan, muhtemelen yapay bir gölün ortasındaki adada yer alıyor. DSC_0460 DSC_0466 - Version 2Gölün çevresinde yürüyerek çeşitli açılardan köşkün fotoğraflarını çektik. Yerli yabancı turistlerin büyük ilgisi vardı. Patikalar üzerinde bazı noktalarda yoldan biraz içerilere ufak metal kaplar yerleştirmisler. Pek çok kişi yoldan para atıp bu kaplara denk getirmeye calışıyordu. Biz de birkaç bozuk para ile şansımızı denedik, isabet ettirdiğimizde çevremizdeki diğer turistlerden alkış aldık. DSC_0495Hediyelik eşya dükkanından iyi şans verdiği iddia edilen bir kolye alıp oradan ayrıldık.

Şehir merkezine dönmeye karar verdik. Otobüs durağına varmadan önce pek çok elişi Japon ürünleri satan ufak dükkanlar vardı. Onların birinden de elişi bir bozuk para çantası satın aldık. DSC_0445Zira bir buçuk sene önce Irlanda’dan satın aldığım koyunlu bozuk para çantasını emekliye ayırmanın zamanı çoktan gelmişti. Yerel tatlılar satan başka bir yerden de önceden beri sevdiğimiz mochi’lerden almayı ihmal etmedik.

Foursquare isimli coğu zaman faydalı uygulamanın bazen ne kadar da yanıltıcı olabileceğini bir gün önce deneyimlemiştik ama bundan ders almamış olmalıyız ki akşam yemeği için yine oradan bir mekan seçtik. Cep telefonunun gps/harita özelliği ile yerini tesbit ettiğimiz mekanın içine girdiğimizde fotoğraflardaki gibi bir yer olmadığını gördük. Ama bir kez girdiğimiz ve acıkmaya basladığımız için oturduk. Ufak bir iştah açıcı söyledik ancak istediğimiz tarz bir yer olmadığı için ana yemeğe geçmeden ayrıldık. Sonra farkettik ki Foursquare’de bulduğumuz mekanın girişi bloğun diğer tarafındaki paralel sokakta yer alıyormuş. Aradığımız yeri bulduğumuz için çok mutlu olduk. Ama macera henüz sona ermemişti. Ögrendik ki kısıtlı bilgilere dayanarak seçtiğimiz mekanda sadece domuz esaslı çorbalar (ramen) ikram ediliyormuş. “Sade çorbanız hiç mi yok” sorusuna olumlu yanıt alamayınca hiç sipariş veremeden oradan da ayrıldık. Artık açlığımızı iyice hissediyorduk. Ama pes etmedik ve listemizde yer alan bir başka mekana doğru ilerlemeye başladık. Sacda Japon usulü pizza yapan bu yeri keşfetmeyi çok istiyorduk. İş çıkışı saatleriydi. Birkaç kişiye sorduk, sonunda mekanı bilen bir bayan bizi kapısına kadar götürdü. Mutlu sona ulaştığımıza o kadar inanmıştık ki, mekanın tam da o sırada tadilattan geçtiğini ve açık olmadığını son anda (kapıdan girmek üzereyken) fark edebildik. Artık hem fiziksel olarak hem de ruhen yıkılmak üzereydik. Daha fazla dayanamadan önümüze çıkan ilk eli yüzü düzgün mekana girdik. Girişte ayakkabılarımızı çıkarmamız rica edildi ve verdikleri terliklerle içeri girdik. Kendin pişir kendin ye tarzı olan bu restoranda, masanın ortasında yanan ateşin üzerinde etli yemeğimizi pişirip karnımızı doyurduk. Bu tam da istediğimiz tarzda bir akşam yemeği olmamıştı ama moralimizi çok bozmadık. Ertesi günü çok daha güzel geçirmek üzere kendimize söz verip otelimize döndük. Yolda birer tane, daha sonra Japonya’daki en sevdiğimiz sıcak içeceklerden olarak anacağımız Chai Tea Latte aldık. İşte o güzeldi.

Kyoto Gün 3

Bir ilkbahar sabahı, güneşle uyandık. Çılgın gibi koşarak tren istasyonuna vardık. Hedefimiz bir önceki gece bulduğumuz romantik tren yolculuğu kalkış noktası olan Torokko Saga istasyonuna vardık. Trene çok ilgi vardı ancak iki saat sonrasına bilet bulabildik. Bu durumu fırsata çevirip yakınlardaki bambu ormanına gitmeye karar verdik.DSC_0508 Elimizdeki harita ile şaşkın şaşkın etrafa bakındığımızı gören yaşlı bir amca gideceğimiz yeri bize çat pat ingilizcesiyle tarif etti, elimizle koymuş gibi bulduk. Bambuların onlarca metre yüksekliğe ulaştığı ve içinde tarihi birkaç mezarlık da barındıran bu orman gerçekten görülmeye değerdi. DSC_0557DSC_0562DSC_0593Orman ile tren istasyonu arasındaki yollar da, bu vesileyle ziyaret ettiğimiz küçük Japon kasabasının tüm sevimliliğini yansıtıyordu. Hava da güneşli ve sıcaktı, keyfimiz yerindeydi. DSC_0598

Trenin kalkmasına 15 dk kala istasyona döndük, kapının önünde ilk sırada yerimizi aldık. Koltuk kalmadığı için ancak ayakta bilet bulabilmiştik. Bunun kötü değil aksine tercih edilebilir bir durum olduğunu yola çıktığımızda fark ettik. Ayakta durduğumuz vagonun üstü açıktı ve fotoğraf/video çekmek için çok uygundu. Ben cep telefonunun kamerası ile videoya odaklanırken Aytaç da fotoğraf makinasını kullanıyordu. DSC_0720DSC_0655Doğanın içinden, dere kenarından, dağların arasından salına salına ilerleyen trenle yolculuk keyifliydi. Çocuksu bir neşeye büründük. Pek çok güzel fotoğraf ve video da çektik. Hatta videolardan birisini youtube’a yükledik, linkini de blogumuz da paylaştık. Kısıtlamaları bir şekilde aşıp youtube videolarını izleyebiliyorsanız siz de bizimle bu tren yolculuğunu yeniden yaşayabilirsiniz.

Manzaralı tren yolculuğunun sonunda ulaştığımız bölge, bir yanda dağların eteklerinde tarlaların yer aldığı, diğer yanda ise Kyoto’nun dış bölgelerindeki ufak yerleşimlerin olduğu geniş bir ovaydı. Şehre dönebileceğimiz normal trenlerin kalktığı istasyona doğru yürüdük ve yolda yeni açan kiraz çiçeklerinin güzelliğine tutulduk. Ne de olsa Japonya’ya tam da bu mevsimde (Mart sonu, Nisan başı) gelmemizin sebebi bu kiraz çiceklerinin açılışına şahit olabilmekti. DSC_0970

Kyoto’nun ana istasyonuna döndüğümüzde ilk işimiz bize bir hafta süreyle sınırsız tren yolculuğu yapma imkanı verecek JR Pass’larımızı teslim almak oldu. JR Pass Japonya’da yaşamayanlara yönelik ve sadece Japonya dışından satın alınabilen süreli bir bilet türü. Bedeli yüksek ama shinkansen adı verilen hızlı trenlere en az iki kez binmeniz durumunda ayrı ayrı alınacak biletlerden daha ucuza geliyor. Biz Kyoto-Tokyo ve Tokyo-Osaka Havaalanı arasını hızlı trenle gideceğimiz için bu bileti gelmeden önce satın almıştık. Eve gönderilen kuponları Japonya’ya vardıktan sonra belli başlı istasyonların birisinde pasaportunuzu da ibra ederek bilete dönüştürmek gerekiyor. Biletlerimizi alıp, hızlı tren rezervasyonlarımızı yaptık.

Öğle yemeği için çekine çekine de olsa tren istasyonunun üstünde yer alan Isetan alışveriş merkezinin en üst katındaki bir yere, tamamen içgüdülerimize dayanarak gittik. Tercihimiz yerindeydi, o zamana kadar tattığımız en güzel bentoları afiyetle yedik. IMG_0083_Fotor

Gion Kyoto’da doya doya görmek istediğimiz yerlerin başında geliyordu ve iki gün önceki keşif denememiz çok başarılı olmamıştı. Bu nedenle yeniden o bölgeye gitmeye karar verdik. Gion, şehri kuzeyden güneye bölen ırmağın dogu kıyısında güzel bir semt. Irmak kenarında açan kiraz ağaçları çok güzel görüntüler oluşturuyordu, bol bol fotoğraf çektik. DSC_0903 DSC_0899 DSC_0932 DSC_0956 Ara sokaklara daldık, elinde Starbucks çantası ile koşturan bir Geisha bile gördük. Gion’un ara sokaklarında yürürken Japonya’nın eski zamanlarını konu alan bir filmin içinde hissettik kendimizi, şimdi yazarken tekrar orada olmak istedim. DSC_0991DSC_0981 Yorgunluğumuz ağır bastı ve bir mekanda kahve/tatlı molası verdik. İlerledigimiz sokaklar bizi farkında olmadan birkaç güzel tapınağın ve bahçelerinin yer aldığı bir bölgeye cıkardı. DSC_0037_2 DSC_0040_2 Bahçelerden birisinin kapısından yan sokaklardan birisine çıktık ve karşımızda Dünya’nın En Küçük Sanat Müzesi’ni bulduk, tamamen şans eseri olarak. Müzenin sanatçısı, tek çalışanı ve patronu sevimli yaşlıca bir amcaydı. Bizi görür görmez çok ilgi gösterdi. Tahta baskı yöntemiyle resimler üreten bu sanatçı atölyesini gezdirdi ve birer ufak kartpostal hediye etti. Ünlü Japon sanatçılarına ait resimleri elişi tahta baskısı yöntemiyle çoğaltan bu sanatçının eserleri ilgimizi çekti ve bir eserini satın aldık. Kendisiyle bir hatıra fotoğrafı çektik ve tekrar kapıya kadar uğurlandık.DSC_0049_2

Akşam olmak üzereydi ve Singapur’dan tanıdığımız yakın arkadaşlarımızla buluşmak üzere şehir merkezine geçtik. Arkadaslarımız Magda ve Özer de, bizimle benzer nedenlerden dolayı aynı hafta Japonya’yı ziyaret ediyorlardı. Gelmeden önce görüşüp Kyoto ve Tokyo’da birer kez buluşmaya karar vermiştik. İstasyonda buluştuk ve öğle yemeğinden bizde iyi izlenim bırakan Isetan alışveriş merkezine gittik. Tercihimizi sushi restoranından yana kullandık, yaklaşık yarım saat sıra bekledikten sonra içeriye davet edildik. Sushi lezzetli, sohbet keyifliydi.

Güzel geçen günün sonunda yemek sonrası kendimizi yorgun hissetmiyorduk, arkadaşlarımız da yanımızdaydı. Yemekten sonra biraz yürüyerek Nishiki markete gittik fakat çoktan kapanmıştı. Daha önceden gözümüze ilişen bir İrlanda barına geçtik ve gecenin ilerleyen saatlerine kadar sohbet ettik. Hatta yan masadaki Japon bir grup genç bir ara alkolün de etkisiyle çekingenliklerinden sıyrılıp bizlerle konuştular. magdaozer

Geceyi noktalayıp arkadaşlardan ayrılmak üzereyken farkettik ki otellerimiz de aynıydı ve hatta odalarımız bile aynı kattaydı. Birlikte otele geçtik ve Tokyo’da tekrar buluşmak üzere sözleştik. Böylece Kyoto’daki son ve en güzel günümüzü de noktalamış olduk.