New York Ağustos 2011 Gezimiz

Gün 1 – “Uzun uzun yolları aştık geldik.”

Yolculuğumuz tahmin ettigimizden uzun sürdü. New York’a, Izlanda üzerinden toplam 10 saati aşkın bir zaman sonunda varabildik. Izlanda Havayolları’nın dahili video sisteminde ülke hakkında pek çok belgesel seyredip bilgi sahibi olduk. Coğrafi farklılık açısından ne kadar önemli bir üllke olduğunu farkettik.

Akşam saatlerinde JFK havaalanına indik. Pasaport işlemlerinden sonra dönüş uçağımızda koltuk seçimi yapmak üzere bir süre havaalanında vakit harcadık. Daha sonra bir taksiye atlayıp otele doğru geçtik. Hava sıcak ve aşırı nemliydi. Otele bitkin bir durumda vardık. Bir süre dinlenip ardından geceye akma fikrimiz vardı ancak 10 saatlik yolculuk bizi bitirmişti, planları ertesi güne bıraktık. Yalnızca yakınlardaki bir yerel fast food mekanına kadar gidip tavuk yedik. Otelimiz güzel, oda konforlu, manzara göz alıcı.

IMG_1646

Gün 2 – “Yağmur, Trenler ve Sincap’ın Kahvaltısı”

Bir önceki gün çok erken uyumanın sonucu olarak gün ağarmadan uyandık. Kahvaltı için lobiye indiğimizde, kahvaltı için ayrılan tam 4(!) masanın da dolu olduğunu gördük. Dışarıda kahvaltı ederiz dedik ve yola koyulduk. Otelimize yakın bir istasyondan Q trenine atladık.

IMG_1546

Lexington Avenue de attık kendimizi sokağa. Hava inanılmaz nemli, her an yağmur düşebilir bir durumdaydı. Kahvaltı edebilecek bir yer bulabilmek umuduyla Lexington uzerinden aşağıya doğru ilerledik. Bir süre sonra karnımızın açlığı umutsuzluğa dönüştü ve başka bir caddeye geçtik. Park Avenue üzerinde de bir süre daha mekan bakındıktan sonra telefonun interneti ile araştırma yapmaya karar verdik. Ama bu arada da bahaneyle 399 Park Avenue adresindeki Citi binasını da görmüş olduk.

Kahvaltı için yakınlarda bulduğumuz yer yine Lexington üzerindeki Longwood Gourmet oldu. Mutluluğu uzaklarda aramayıp, birkaç blok daha yürüseymişiz zaten karşımıza çıkacakmış. Tavsiyemiz: Lexington’da ısrarlı olunuz.

Kahvaltı ardından, benim daha önceki seyahatimde en çok beğendiğim mekanlardan olan Grand Central tren istasyonuna geçtik. Günümüzde de hala aktif olarak kullanılan bu tren istasyonunun her bir köşesinde farklı filmlerin hatıralarını görmek mümkündü: Fisher King (o ünlü düş gerçek karışımı vals sahnesi), Carlito’s Way (Carlito’nun herşeyi geride bırakmak üzereyken kaderine kurban olduğu sahne) gibi. Istasyon içerisindeki parlak metal umumi telefonlar bile sanki bir filmin içerisinde yaşıyormuşsunuz hibi hissettiriyordu.

DSC03956

DSC03961

Bu istasyondaki ışık ve gölge oyunlarının, boşluğun ve onlarca yıldır süren işlevselliğin bende yarattığı hissi çok az mekan yaratmıştır.

Oyster bar önündeki Whispering Gallery’yi de es geçmemek lazım. Sütunların birisine fısıldadığınız sözler, tam karşıdaki sütunda çok net duyulabiliyor. Pek çok kişi evlenme teklifi etmek için buraya geliyormuş. Biz de denedik, memnun kaldık :)

IMG_1566

Istasyondan çıktıktan sonra kuzeye doğru devam ettik. NY Library önünde bir süre mola verdik ve 5. Cadde üzerinden Central Park’a kadar yürüdük. Hava açmış ve güneş kendini hissettirmeye başlamıştı. Parkta bir kamelyede oturduk, kuşlara ve sincaplara kahvaltıdan kalan ekmekten parçalar verdik.

IMG_1590

Parkı daha sonra detaylı gezmeye karar verdik, oradan ayrılıp Batı yakası (Upper West Side) tarafında bir süre yürüdük. Broadway üzerinde bir kafede oturup dondurma yedik. Sonra Hudson Nehri kıyısındaki park ve sahil şeridinde dolaştık. Nehrin hemen karşısında New Jersey, Hoboken tarafları sanki Istanbul boğazının karşı yakası gibi çok yakındaydı.

DSC03990

Manhattan adasının çevresini turlayan feribotlardan birini yakalamak üzere 4 numaralı iskeleye gittik. Feribotu güneş batmak üzereyken kalktı ve Hudson Nehrinden başlayan yarım ada turumuza çıktık. 1 saate yakın süren gezi sırasında güzel birkaç kare yakalama şansımız da oldu.

IMG_1611

DSC04020

Gün 3 – “Türk’ün Sıcak ve Alışverişle İmtihanı”

Güne planladığımızdan çok daha geç başlamanın sonucunda günü istakoz kıvamında yanıklarla bitirmek zorunda kaldık. Halbuki günün ilk ışıklarıyla Brooklyn tarafında olmayı ve oradan Lower Manhattan a doğru köprüyü geçip orada kahvaltı etmeyi istemiştik. Ama olmadı. Bir önceki günün yorgunluğunun etkisiyle biraz geç uyandık. Köprüye ulaştığımızda saat öğlene yaklaşıyordu ve oldukça bunalmıştık. Neyse ki köprü üzerinde biraz dinlendik, birkaç güzel fotoğraf çektik.

IMG_1668

IMG_1692

Karşı tarafta da ilk Starbucks ta mola verip birer buzlu içecek ile kendimize geldik. İlk Starbucks diyorum çünkü New York’ta Starbucks her yerde. Downtown’dan yukarıya (kuzeye) doğru yürürken Strawberry adlı bir mağazadan uygun fiyata kaliteli birkaç kıyafet aldık. Chinatown, Little Italy derken Houstan Bulvarı üzerindeki ünlü Katz şarküterisine vardık. Aman Allahım o neydi öyle, müthiş lezzetli ve kocaman birer pastrami sandviç yedik. Tıkabasa doymak diye buna diyorlar herhalde.

IMG_1694

Sonra oradan Soho’ya doğru ilerledik. Sıcağın etkisi ve yediklerimizi de hazmetme isteği ile bir bara girip soda söyledik. Klimalı ortamda serin sodalar çok iyi geldi. Yanımızda oturan adamla koyu bir sohbete dalan barmene Apple mağazısının yerini sorduk, bilemedi. Refill (tek fiyata içebildiğin kadar iç gibi bir şey) uygulaması nedeniyle birkaç kez doldurulan sodalarımızı bitirdikten sonra sokağa çıktığımızda farkettik ki, Apple mağazası hemen karşı köşedeymiş. Esra için bir iPhone aldık. Hemen oradan metro ile 5th Avenue Library yakınlarına kadar gittik. Oradaki Bestbuy mağazasından küçük ekran netbook u da aldıktan sonra otelimize döndük.

IMG_1581

Güneşin, yürümenin ve alışverişin yorgunluğunu günü erken kapatarak telafi ettik. Akşam bilgisayarı ve telefonu kurcaladık, bir miktar TV izledik. Güneş yanıklarımıza krem tatbik ettik.

Gün 4 – “Parka Bir Gezinti”

Bugünü Central Parka ayırmaya karar verdik. Parka şanımıza yakıştığı gibi Engineers Gate den giriş yaptık :) İlk Jacqueline Onassis gölü çevresinde yürüyüş yaptık. Göl kenarında koşan ve umumi musluklarda su molası verip devam eden pek çok kişi gördük.

Shakespeare bahçelerinden geçerek diğer göle ulaştık. Bir sandal kiralayıp bir saat kürek çekerek dolaştık. Hava sıcak olduğu için bilinçli olarak arasıra fıskiyelerin altından geçtik. Koca şehrin içinde bu derece dingin noktalar olduğunu görmek rahatlatıcıydı.

IMG_1704

IMG_1719

esra_sb

Park içerisinde dolaşırken bir kez sosisli yedik, soda içtik jazz müzik dinleyerek. Parktan çıktığımızda çok yorulmuş ve acıkmıştık. Yol üzerinde hem yemek yiyecek bir yer hem de Esra için telefon hattı satın alabileceğimiz bir dükkan arıyorduk. Önce telefon bayisine rastlatık, hattımızı alıp açtırdık. Telefonun itunes hesabını açtırmadığımız için restoran araması yapamadık o gün.

Önümüze çıkan ilk yere girmeye karar verdik. Broadway yakınlarındaki Freddie & Peppers isimli ufak pizzacı önümüze çıktı. Dilim usulü satılan pizzalardan 3 dilim alıp paylaştık. Taşfırında eski usullerle yapılan pizza çok lezzetliydi.

photo

Oradan çıktığımızda ufak bir yağmur başladı. Seyyar satıcıdan yaban mersini (blueberry) aldık ve afiyetle bitirdik. Yağmur hızını artırırken kendimizi metro istasyonuna zor attık.

Columbia Üniversitesine yakın bir noktada metrodan indik, üniversite kampüsüne daldık. Kapıda kimlik sormadılar ☺ Yağmur devam ediyordu ama yaz yağmuru olduğu için kısa sürede dineceğini umduk. Üniversite kütüphanesinin merdivenlerinde dinlendik, kantininde çay içtik.

IMG_1768

Yağmur dinmedi. Tekrar bir koşu metroya gidip Soho yönüne doğru gittik. Dışarı çıktığımızda yağmurun azalmış olmasını bekliyorduk ama tam tersi iyice şiddetlenmişti. Çıktığımız kapıdan metroya tekrar inerek otelimize döndük. O derece yağıyordu ki otelin yakınındaki metro istasyonundan bir süre çıkamadık. Istasyon yanındaki Dunkin Donuts’ta yağmur hafifleyene kadar bekleyip sonra otele döndük.

Otelde haberleri açtığımızda New York ve çevresinin yağmurdan çok etkilendiğini öğrendik. Akşam yemeğine kadar dinlendikten sonra otel yakınlarındaki bir Brezilya restoranında biftek yedik. Yağmur dinmişti, şehre geri gittik.

IMG_1770

Times Square ve Rockefeller Centre çevresinde dolaştık, birkaç fotoğraf çektik. Gece saatlerinde New York ışıltısını da yakalamış olduk. Uzun ve fırtınalı günün ardından gecelemek üzere otelimize döndük. Blog için notlarımız düştük, fotoğrafları bilgisayara aktardık. New York’ta kalan günlerde nereleri gezebileceğimizi düşünüp plan yaptık.

Gün 5 – “All That Jazz”

En dolu dolu ve keyifli NY günlerimizden birisine Tribeca’dan başladık. Kendimizi fazla yormadan dinlene dinlene Soho’ya kadar geldik. Bir spor mağazasından bana yazlık ayakkabı aldık. Daha sonra hint işi kıyafetler satan bir yerden de Esra’ya şık bir beyaz t-shirt ve zarif bir etek aldık.

Öğle saatlerine yaklaşırken Washington Square’e geldik. Ara sokaklardan birisinde iphone haritasının da yardımıyla başkalarınca önerilen bir sandviç yeri olan Lenny’s i bulduk. İnanılmaz süratle hazırlanan sandviçlerimizi tam vaktinde aldık, biz geldiğimizde tenha olan dükkan çıkarken oldukça kalabalıktı.

IMG_1784

Hemen karşı köşedeki Citarella isimli şarküteriden de çok lezzetli simitimsi bir ekmek ile peynir aldık. Washington Square’e geri dönüp Starbucks’tan (evet her yerde) aldığımız çayla öğle yemeğimizi yedik. Sandviçler ve simit o kadar büyüktü ki kalan kısmı başka zaman yemek üzere ayırdık.

Keyifli ve uzun bir öğle yemeği arası verdik çimenlerde. Şehrin güzel yönlerini yaşamaya başladığımızı farkettik. Hava da tam dolaşmalıktı, yola devam ettik.

2008-09-12-072435-11018365-1

Ünlü kitapçı Strand’a ulaştığımızda şöyle bir gözatıp çıkacaktık ama kitapların büyülü havası bizin uzun süre orada tuttu. Rafların arasında kaybolmak eğlenceliydi. Gandi’nin otobiyografisini, Catch-22 romanını ve astronomi üzerine bir kitap ile bir el çantası aldık. Orhan Pamuk ve Yaşar Kemal’in kitaplarının yanısıra Atatürk’ün Nutuk eseri de raflardaydı.

Tam bir alışveriş günüydü o gün. Union Square’de köşedeki mağazadan Esra’ya shape up ayakkabı aldık. Böylece ABD gezimizin bir parçası olan uzun yürüyüşleri onun için daha dayanılır hale getirdik.

Yakın çevrede güzel bir yer aradık oturmak ve soluklanmak için bulamadık ve Union Sq.a dönüp TGI Fridays a girdik. Happy hour olması iyi oldu, soğuk birşeyler içtik rahatladık.

Akşam oluyordu, otele dönüp tazelenmeye karar verdik. Bir metro hattından diğerine geçmek için Bryant Park yakınında sokak seviyesine çıktık. Park gecenin ve şehrin gürültüsü içinde huzurlu bir vaha gibiydi. Bir süre orada oturduk ve ardından otele döndük.

Gece için hazırlığımızı tamamladıktan sonra Greenwhich Village’a geçtik. Notlarımıza göre canlı jazz dinleyebileceğimiz ya da standup izleyebileceğimiz birkaç yer vardı, onları dolaştık. Blue Note Jazz Club da karar kıldık, saat 10 da başlayacak programı gözümüze kestirdik. Bir süre Village sokaklarında dolaştık.

Program başlamadan az evvel kulübe gidip sıraya girdik. Kulüp, filmlerden aşina klasik bir jazz ortamıydı. Barda oturduk, loş ışıklar altında bir süre müzik dinledik. Klimaya çok yakın olduğumuz için serinliği haddinden fazla hissediyorduk ve hazırlıksız geldiğimiz için programın sonuna kadar kalmadık.

Saat geceyarısına yaklaşıyordu çıktığımızda. Bir yandan aklımızdan otele taksiyle dönmenin daha güvenli olabileceğini geçirirken yine de metro istasyonuna kadar yürüdük. Gördük ki metro en az gündüz kadar kalabalıktı. Aileler, gençler, işadamları herkes o saatte kullanıyordu metroyu. Biz de gönül rahatlığıyla metro ile otele döndük. Dopdolu, lezzet ve alışveriş dolu bir günü NY’a özel Jazz melodileriyle tamamlamak güzeldi.

Gün 6 – “Hayat Sen Plan Yaparken Başına Gelenlerdir”

IMG_1585

NY Library ile başladık güne. Benim en çok keyif aldığım duraklardan birisiydi bir önceki gelişimde, o nedenle Esra ile tekrar gitmek istedim. Ana salonunda oturduk bir süre, koridorlarında kaybolduk.

IMG_1799

Kitaba ve dolayısıyla da bilgiye övgü niteliğindeki bu mabedi çok sevdik. Kütüphaneyi dolaştıktan sonra hediyelik eşya dükkanın birkaç hediye ve kartpostal aldık.

Bryant Park’ı bir de gündüz görelim dercesine bir önceki günden kalan Lenny’s sandviçlerinin yarısı ile öğle yemeği yedik parkta. Daha sonra tadı bir önceki NY gezisinden damağımda kalan Magnolia keklerinden iki adet alıp afiyetle götürdük.

IMG_1809

5. Caddeden yola devam ettik, American Museum of Natural History’ye ulaştık. O ne müthiş ve kocaman bir müzedir öyle. Kat kat üstüne, birbirine eklemli pek çok bölümden oluşan; Big Bang’den eski medeniyetlere, Amerikan ceylanlarından, deniz altındaki tek hücrelilere kadar doğa ve insana dair her türlü bilgiyi görsel bir zenginlikle sunuyordu.

muze

IMG_1813

Gerek görecek çok şey olmasından gerekse klimaların içeriyi aşırı soğuk hala getirmesinden dolayı koştura koştura dolaştık tabir yerindeyse. Buna karşın dört saatten fazla sürdü gezimiz. Her yerini de göremedik aslında. İlham verici, bilgi depolayıcı, gaza getirici bir deneyimdi.

Öğleden sonra aç ve yorgun olarak müzeden çıkınca bir restoran “yelp”ledik yakınlarda. Ilk iki seçenek çok parlak gözükmedi. Üçüncüsü, dışarıdan ufak bir büfe görünümüne sahip kendine has bir yerdi Broadway üzerinde. NY usulü hamburgerlerimiz lezzetli oldukları kadar -her zamanki gibi- devasaydı. Tıkabasa doyduk yine afedersiniz.

Broadway üzerinden uzun bir süre yürüdük yediklerimizi hazmedebilmek için. :) Yol üzerinde Julliard School of Music (Bryan Adams Unplugged) ve bir lise(!) nin yanından geçtik. New York’ta okul çağındaki çocukların da doğal olarak yaşadığını bizzat görmek şaşırtıcı bir deneyimdi.

Özellikle hedeflemediğimiz halde kendimizi Lincoln Center da bulduk. Yine şanslıydık, sponsorlar tarafından ücretsiz olması sağlanmış bir konseri izleme şansımız oldu. Jazz enstrümanları ile Kuzey Afrika ezgilerinin buluşturan müziğe çılgın dansçılar ve seyirciler arasında Afrika ezgilerinde çığlıklar atanlar eklenince ortaya çok keyifli bir konser çıktı. Planlamadan, bilmeden kendimizi içinde bulduğumuz o akşam NY daki en güzel akşamlarımızdan birisiydi.

IMG_1818

Konser bittiğinde gece düşmüştü. Columbus Circle üzerinden geçerek Broadway ve diğer caddelerde keyifli bir yürüyüşün ardından uygun bir metro istasyonundan 7 nolu metroya binerek otele döndük. Hayatı tüm sürprizleriyle gelişine yaşamanın güzelliği o günü hafızalarımızda ayrı bir yere yerleştirdi.