Kobe, Japonya

“Havasına, suyuna, taşına, toprağına bin can feda Kobe’nin wagyu bifteğine.. :) ”

Kobe’yi 1995 Kobe depremi ile tanıyoruz. Kobe Japonya’nın Edo dönemi sonrası ilk dış göç alan liman şehri olarak biliniyor. O dönemde yabancı elçiler ve tüccarlar için yapılan malikaneler hala şehrin en güzel semtlerinde yer alıyor. Türkler tarafından yaptırılan Hint mimarisindeki Kobe Camii de şehrin dağ yamacında olan bu bölgesindedir.  Kobe dünyanın en temiz beş şehrinden biri. Kobe’de geçirdiğimiz 1.5 gün süresince yaşayıp gördüğümüz ve gelmeden tadı alınamayacak güzelliklerini sizinle paylaşmak istiyoruz. Kayda geçirmek istediğimiz ilk deneyimiz Japonların “insanlığı” ve Kobe etinin lezzeti.

kobe1

Otelimizi ararken bir kişiye adres sorunca birden iki kişi daha yardıma geldi. Ortak bir dil olmamasına karşın üstün yardımseverlikleri sayesinde otele kadar bize eşlik ettiler. Hep bahsedilen bu klişeyi bizzat tecrübe etmek çok güzeldi. Bu Japonlar harbiden güzel insanlar :). Otelimiz şehrin merkizinde, temiz ve Japonya’ya has çizgilerde minimaldi.

Lezzetiyle bilinen Kobe eti, özel olarak yetiştirilen yerel bir dana türünden elde ediliyor. Okuduğumuz kadarıyla etin lezzetini veren homojen yağ dağılımı ve yumuşaklığı hayvana bira içirerek ve masaj(!) yaparak sağlanıyor. Bu lezzeti sokak arasında hissiyatımıza güvenerek girdiğimiz küçük bir restoranda denedik. Tadı gerçekten güzeldi ve işletmenin evsahipliği de güven vericiydi. Yemek sonrası Kobe’nin sakin ve güvenli caddelerinde biraz yürüdükten sonra otele döndük. İlk günümüz bundan daha güzel noktalanamazdı.

kobe2_2kobe3_2

Singapur’un nemli sıcak havasından sonra Kobe’nin serin bahar rüzgarı ile uyanmak çok iyi geldi. Kahvaltılık bir yer ararken tren istasyonu civarında envai çeşit poğaça/börek tarzı kokuları ile iştah açan kafelerden birinde kendimizi şımarttık. Japonlar bu işi de iyi biliyor. Kahvaltının verdiği enerji ile Kobe’nin tepelerine doğru tırmanışa geçtiğimizde bilemedik nasıl bir işe kalkıştığımızı! Kobe, Japoncada “dik yokuş” anlamına geliyor olabilir. İlk durağımız Kitano bölgesi oldu. Mimari tarz eski Avrupa şehirlerini anımsatıyordu ancak her yerin çok temiz olması Japonya’da olduğumuzu sürekli hatırlatıyordu. Kobe, namı değer Motomachi, küçük butikleri, kafeleri, şekercileri, restoranları ve fırınlarıyla Fransız ve İtalyan etkisini yansıtıyordu.

kobe4

kobe5

Kobe’de görmeye değer bir başka yer de Nunobiki Şelaleleri. Şelalelere Shin Kobe tren istasyonundan teleferikle ulaşım mümkün ancak doğa sevdalıları için trekking daha eğlenceli olabilir. Şimdiden uyaralım, zorluk derecesi orta düzeyli olan doğa yürüyüşü yaklaşık 1.5 saat sürüyor. Ama biz çok keyif aldık.

Şelalelerin ardında şehrin su kaynağı olan geniş havza yer alıyor. Havzadan tırmanmaya devam ettiğinizde karşınıza bir botanik bahçesi çıkıyor. Buradaki şehre hakim noktalardan güzel manzaralar yakalamak mümkün. Aynı yerden ister bahçenin üst noktasına, ister şehre dönüş için teleferiğe binilebilir. Biz çok yorulmuş, terlemiş ve acıkmış olduğumuz için teleferikle şehre dönmeyi tercih ettik. “Selfie” fırsatını kaçırmadık :). İstasyonda içtiğimiz sıcacık ramen çorba bizi kendimize getirdi. Kobe keşfine bir sonraki durağımız olan sake fabrikasından devam etmeye hazırdık.

kobe6

kobe14

Sake pirinçten fermentasyon ile yapılan geleneksel bir Japon içkisi. Farklı bölgelerde, farklı tekniklerle üretiliyor. Kobe’nin de içinde yer aldığı Kansai bölgesinde pek çok sake imalathanesi va ve bunları ziyaret etmek mümkün.

kobe7

Kobe’de ziyaret ettiğimiz sake üreticisi Kiku-Masamune’de kuru hal fermentasyonu ile üretilen kimoto sakesi en değerlilerinden birisi. Sakenin değeri üretim sürecinin kalitesi ve yıllandırılmasına bağlı olarak çok yüksek bedellere ulaşabiliyor. Kiku-Masamune işletmesinde sake halen geleneksel yöntemler ile kobe8cüretiliyor. İlgililer için bir müze tasarlanmış. Genelde açıklamalar Japonca ancak üretim aşamalarını anlatan İngilizce bir video da sunuluyor. Çok fazla yabancı turist olmamasına karşın bizi çok iyi ağırlayıp farklı sake çeşitlerinden ikram ettiler. Erik aromalı sakeyi çok beğendik.

kobe9c
Kobe suyu, havası temiz, sokakları düzenli ve huzurlu bir şehir. Japonya’daki ilk durağımız olarak bizi bizden aldı. Yol boyu “Japonca bilsek de buraya yerleşsek” dedik durduk. Soldaki kare dağlardan akıp gelen açık bir dereye ait. Pırıl pırıl akan su çevresinde kuşlar, oynayan çocuklar, koşan-yürüyen-bisiklete binen yetişkinler ile çevresine hayat veren bu derenin temizliğine hayran kaldık. Türkiye’deki benzer endüstriyel şehirlerin ıslah edilmeyen boklu derelerini düşününce ülkemiz ve insanımız için üzüldük.

kobe10c

Yoğun geçen günü erken bitirmemeye kararlıydık. Bütün ihtişamıyla (932 m :) bizi bekleyen Rokko Dağı’nı fethetmeden otele dönemezdik. Turist rehber ofisinden aldığımız doküman ve haritalardan faydalanarak teleferiğe nasıl ulaşacağımızı tesbit ettik. Gün batımında zirvede olmak istediğimiz için hemen yola koyulduk.

kobe11c

Dağın zirvesine ulaşmak için tren, otobüs, kablolu araç (resimdeki) ve tekrar otobüse binmek gerekiyordu. Kablolu araç düz ve dik bir raydan ormanın içinden geçerek tırmanıyordu. Ağaçlar dışında çevremizde başka bir şey görmek mümkün değildi. Araçta yayınlanan müziği dinleyerek ve ısınarak zirveden önceki otobüs durağına ulaştık. Yol üzerinde spa otelleri ve doğa yürüyüşünden dönen aileler gördük. Yükseldikçe ve vakit ilerledikçe hava ciddi soğumaya başladı. Şiddetli rüzgar vardı.

Tam zirvedeki restoranlardan birine kendimizi zor attık. İçerisinin sıcak atmosferi ve şehre hakim manzarası yorgunluğumuzu unutturdu. Yavaşça hava da karardı, mum ışığında romantik bir yemek çok keyifliydi. Yemek sonrası dışarı çıktığımızda heryeri sis kaplamış ve yağmur başlamıştı. Şehre hakim bir kuleye çıktık ve esen sert rüzgara karşı koyarak birkaç panorama fotoğrafı aldık. İlk gelen onobüse binip, aynı yolu izleyerek önce şehre, oradan da otelimize döndük.

kobe12c